Objektif Haber

Güzelliğin Bedeli

Güzelliğin Bedeli
Ebru Boyra Gürbüz( e.gurbuz@objektifhaber.com.tr )
12 Temmuz 2021 - 17:43

Doğanın kucakladığı boğazdaki muhteşem yalı, tüm hayatı boyunca ona yuva olmuştu. Ailesi yeşili o kadar çok seviyordu ki neredeyse asırlık ağaçlar tüm yalının etrafını çevirmişti.

Bir zamanlar küçük bir kızken koşturduğu bahçenin ortasından geçen toprak yol, artık gelen misafirlerin lüks araçları için bir park alanı olmuştu.

Son derece eski ama bir o kadar da değerli mobilyalarla döşenmiş yatak odasının camından konuklarının gelişini izlerken, manzarayı çirkinleştiren kurumuş ağaca dikti gözlerini…

Henüz çok küçükken, daha okula bile başlamadan önce babası ile dikmişlerdi o ağacı. Bir kaç yıl önce kurumaya başlamış ağaca üzgün ve endişeli bir şekilde bakarken, camda kendi yansımasına takıldı gözleri…

Neredeyse kendisi ile yaşıt olan ve ona çok şey ifade ettiği için asla kestirmeyi düşünmediği yaşlı ağacın gövdesindeki çizgiler, peşpeşe geçirdiği cerrahi müdahalelere rağmen artık durduramadığı çizgileri hatırlatıyordu ona… Öfke ile perdeyi çekip kapadı. Bir zamanlar bir baş hasekiye ait olduğu rivayet edilen aynanın karşısına geçip, davetlilerini karşılamak için hazır olup olmadığını kontrol etti. Eli ile saçını düzeltip, rujunu tazeledi. Yaşına göre çok iyi göründüğünü düşünerek, bir zamanlar herkesi büyülediği o meşhur gülüşünü yüzüne kondurdu ve odadan çıktı…

Neredeyse tüm davetliler gelmişti. Ağır ağır merdivenleri inerken ona dönen ve hayranlıkla izleyen gözleri farketmek, onu bu dünyada en mutlu eden şeydi. Hayatı boyunca kültürü, asaleti ve güzelliği ile ilgi odağı olmuştu ve bunu kaybetmemek için sahip olduğu herşeyi vermeye hazırdı…

Ne kadar genç, güzel ve dinamik olduğuna dair edilen iltifatları duymak için eline bir kadeh alıp tek tek konuklarla ilgilenmeye, ayaküstü sohbet etmeye başladı. Bir kaç hoşbeş, bir kaç hal hatır sormadan sonra herkes kendi arasında sohbete başlamıştı bile. İçkisini yudumlayıp etrafı izlerken gözü çok iyi tanıdığı ama çok da farklı görünen birine takıldı.

O da kim? Canan mıydı o salonun diğer köşesinde sohbet edip kahkahaları ile etrafı şenlendiren kişi? Kırışıklarının daha da belireceğini düşünmeden gözlerini kısıp dikkatlice süzdü kadını. Evet oydu, ta kendisi… Ama çok farklı görünüyordu. Yüzünde tek bir çizgi dahi yoktu. “İmkansız” diye içinden geçirirken bir kaç adımda yaklaştı daha da yakından bakmak için. Yanılmıyordu, Canan taptaze cildi ile bir güneş gibi parlıyordu. Ne yaptırmıştı acaba? Yeni bir serum mu, yoksa yine bir operasyon mu? Hemen öğrenmeliydi…

Canan’ın olduğu kalabalığa doğru yaklaşıp hemen bir kenara çekti. Merakını belli etmemeye çalışarak, usulca kulağına eğildi ve bu değişimin sırrını sordu. Ama Canan Nuh diyor, peygamber demiyordu.

Botoks yalanını uyursa da, buna inanacak kadar da aptal değildi. Bir kaç sıkıştırmadan sonra Canan çözülmüş gibiydi ve “odaya geçelim” dedi sessizce. Misafirlerden izin isteyip çalışma odasına geçtiler. Hemen kapıyı kapatıp Canan’ı sıkıştırmaya devam etti:

-Botoks yalanına inandığımı düşünmüyorsun herhalde? -Şekerim sana yalan borcum mu var? Niye gizleyeyim senden?

-Hadi Canan, bunun öyle botoks ya da bildiğimiz şeylerden olmadığı apaçık ortada. Son gerdirme ameliyatımın doktorunu bana sorduğunda ben sana hemen söylemiştim ama.

-Off tamam, bu öyle bir şey değil. Bir hap var, tek bir hap. Bir hafta önce birisinin tavsiyesi ile buldum.

-Nasıl yani? Tüm bu gençliğin sebebi bir hap mı? Hem de bu kadar kısa sürede…

-Evet ama bu öyle herkese söyleyebileceğin türde bir şey değil. İlacı bir telefon ile sipariş veriyorsun ve onların belirlediği bir yerde, elden tedarik ediyorsun. Henüz yasal bir şey değil ve fiyatı da epey fazla. Ama gördüğün gibi bende işe yaradı.

-Hemen o numarayı istiyorum…

Bunu söyledikten sonra telefonunu Canan’a uzattı ve numarayı kaydetmesinden sonra mutlu bir şekilde odadan çıkıp, diğer konuklara katıldılar.

Gece sona erip son misafiri de geçirdikten sonra hizmetlilerine son talimatları verip odasına çekildi. “Bu saatte aramak uygun olmaz” diye düşünüp yarın ilk işinin numarayı aramak olduğuna karar vererek üzerini değişti, yüzünü yıkadı, kremlerini sürüp devasa yatağına uzanarak huzurlu bir şekilde uyudu…

Sabah kalkar kalkmaz telefonuna yapıştı ve numarayı aradı. Karşısındaki kişinin sorduğu ilk soru çok tedirgin bir şekilde numarayı kimden aldığı oldu. Bunu tuhaf bulsa da önemsemedi. Sesinden ileri bir yaşta olduğunu anladığı adam, duyduğu isimden sonra rahatlamış gibiydi ve hemen ilaçtan ve şartlardan bahsetmeye başladı. İlk şartı bu ilaçtan, sadece ilacı satın almaya maddi gücü olan tek bir kişiye bahsedebileceğiydi. En önemlisi de tek bir hap ile çok kısa bir zamanda büyük bir değişim yaşayacağı hakkında kesin konuşmasıydı. Konu fiyatına geldiğinde ise söylenen fiyat epey fazlaydı ama hiç bir önemi yoktu. Bir an evvel ilaca sahip olup, tekrar genç ve güzel olma hevesi ile yanıp tutuşuyordu. Bir kaç saat sonra adamın belirlediği bir yerde buluşmak üzere sözleştiler.

Acele ile duşunu alıp, son derece şık kıyafetlerini giyip aşağı indi. Çalışma odasındaki kasayı açıp içindeki paralardan bir miktar alıp odadan çıktı. Kahvaltısı hazırlanmıştı ama kaybedecek zamanı yoktu. Şoföründen arabalardan birinin anahtarını isteyip direksiyona geçti ve buluşma noktasına doğru sürmeye başladı.

Sahilde belirledikleri mekana vardığında boş bir masaya oturdu. Ondan başka bir kaç aile kahvaltı ediyordu. Belli ki adam daha gelmemişti. Bir kahve söylemek için garsonu beklerken telefonu çalmaya başladı. Arayan o numaraydı ve yaşlı adam biraz ilerideki parkta onu beklediğini söyleyip telefonu

kapadı. Hemen kalkıp parka doğru yürümeye başladı. Yaklaştığında parkta bir banka oturan genç bir adamdan başka kimseyi göremeyince endişelenmeye başladı. Tam bir bankı gözüne kestirip oturacakken, banktaki genç adam ona ismi ile hitap ettiğinde şaşkınlıktan kalakaldı. Telefondaki yaşlı adam, bu kişi miydi yani? Mümkün değildi… Bu adam taş çatlasa 35 yaşında falandı. İlacın yasal olmaması biraz onu endişelendirmişti. Ama adamın da ilacı kullandığı apaçık ortadaydı ve artık hiçbir şey için endişelenmesine gerek yoktu.

Parayı verip, adam ilacı uzatıp şartları tekrarlarken düşündüğü tek şey yaşayacağı değişimdi. Adamı dinlemiyordu bile…

Hemen eve döndü ve ilacı kutusundan çıkardı. Pembe, şeffaf ilacı parmaklarının arasında dikkatle incedi ve bir yudum su ile yuttu. Meraktan ve heyecandan ölecek gibiydi. Hemen Canan’a haberi vermek istiyordu. Aradığında telefon uzun uzun çaldı ama açan olmadı. Nasıl olsa görünce arardı.

Heyecandan yerinde duramıyor, gidip gelip aynaya bakarken buluyordu kendini. Bu kadar kısa zamanda etki beklediği için kendine güldü ve akşam yemeğini yiyip, biraz kitap okuduktan sonra uykusunun geldiğini farkedip yatağına uzandı ve hemen uyuyakaldı.

Sabah uyandığında ne kadar dinç hissettiğini farkettiği anda hap aklına geldi ve aynaya koştu hemen. Kendisini gördüğünde gözlerine inanamadı, resmen otuzlu yaşlarına dönmüş gibiydi. Yüzünde tek bir çizgi bile kalmamıştı ve cildi pırıl pırıldı. Saçları en sağlıklı haliyle camdan esen yelle savrulurken, hemen soyunup vücudunu incelemeye başladı. Yüzü gibi vücudu da tamamen eskiye dönmüştü, tek bir sarkıklığın bile kalmaması inanılacak gibi değildi. Ama gördükleri de tamamen gerçekti.

O an dünyanın en mutlu insanı olabilirdi. “O an ve her zaman” diyerek aynadaki kendisine gülümsedi ve hazırlanmaya koyuldu. Kulübe gidip tepkileri görmeliydi…

Yalının bahçesinden araba ile ilerlerken yaşlı ve kuru ağaca baktı yine. Manzarasını bozduğunu düşünüp, artık kesilmesi gerektiğine karar verdi. “Dönüşte bahçıvana söylerim” diye geçirdi içinden.

Tepkiler düşündüğünden de fazlaydı. İleri yaşına rağmen güzel bir kadındı ama artık tekrar kendisine hayran bıraktıracak bir güzellikteydi. Tanıyan, tanımayan herkes etrafında pervane olmuştu adeta. Günlerce sürüp gitti bu, davetten davete koştu. Sırrını soran kimseye, izni verilen tek bir kişiye bile bahsetmedi ilaçtan.

Geçen haftaki davetten daha büyük bir davet vermeliydi. Hazırlıklar için hizmetlileri organize edip, tanıdığı herkesi davet etti. Sıra Canan’a geldiğinde ise telefonun artık kullanılmadığı mesajı ile şaşkına döndü. Mutluluktan onu kulüpte de hiç görmediğini farketmemişti tüm hafta boyunca. Evden birisini görevlendirip haber yolladığında ise yurtdışına tatile gittiği haberi ile döndü. Neden haber vermemişti

ki? Belki beraber giderlerdi tatile. Hem yeni numarayı kendisine bildirmemek de neyin nesiydi? “Saygısız işte!” diye söylenip aynanın karşısında memnun halde kendisine gülümserken Canan’ı unutmuştu bile…

Davete bir gün kala tüm hazırlıklar neredeyse tamamdı, yaşlı kuru ağaç da gittiği için artık bahçede daha fazla alan olduğundan parti bahçede olacaktı. Pencereden artık daha da güzel olan manzarasına son kez bakıp yeni bir günün bir an evvel başlaması için yatağına yöneldi…

Sabah kalktığında aşırı yorgun ve halsiz hissediyordu. Yataktan zar zor kalkabildi. Banyoya ulaşıp yüzünü yıkayıp aynaya doğrulduğunda dehşet içinde çığlık attı. Karşısındaki kadın o değildi sanki. Yüzünde türlü işlemlerle yok edilen tüm kırışıklıklar şu an yerindeydi. Haptan önceki halinden de kötü görünüyordu. Yüzünü kaplamış kırışıklıklar yetmezmiş gibi; yer yer çıkmış akne ve siğiller yaşlılıktan başka, onu bir ucubeye çevirmişti. Tüm vücudu buruş buruş olmuş, alımlı ve güzel halinden eser kalmamıştı. Bitkin bir şekilde telefona ulaştı ve o numarayı aradı. Telefon hemen açıldı ve telaşla adama başına gelenleri anlattı. Ama adamın sesi hiç de endişeli değildi. Gayet soğuk bir sesle “yeni bir hap almak ister misiniz?” sorusu onu öfkeden deliye döndürmüştü. Elini saçlarına götürdüğünde bir tutam saçın elinde kaldığını görünce ağlamaya başladı. Öfke yerini çaresizliğe bıraktı. “Lütfen hemen o hapı bana ulaştırın, bu şekilde çıkamam. Paranız da hazır.” Adam aynı soğuk ses ile cevap verdi: “Tamam ama bu sefer fiyat 10 katı.”

Delirmiş miydi bu adam? Ama başka çare yoktu. Çaresiz şekilde kabul etti ve beklemeye başladı. Yarım saat sonra pencereden bir arabanın geldiğini gördü. Adam arabadan inip, eve ulaşmadan önce, kendisini göstermeden hizmetliye parayı vermiş ve ilacı alır almaz kendisine getirmesini tembihlemişti. Kapıyı çalıp, kendisine seslendiğinde hanımının kapının arkasından kendisi ile konuşup, ilacı yere bırakıp gitmesini söylemesine bir anlam veremeyen hizmetli, denileni yaptı ve endişeli bir şekilde mutfaktaki işine geri döndü.

Yaşlı kadın ise hapı alır almaz içti ve beklemeye başladı. 5 dakikada bir aynaya bakıyor ve hiç bir değişiklik görmüyordu. Çaresiz şekilde tek tek akşamki davetlileri arayıp daveti iptal etmeleri için evdekileri görevlendirdi. Akşam olduğunda da hala aynı durumda olması tedirginliğini iyice arttırmıştı. Ağlayarak uykuya daldığında ise yorgunluktan, tüm bedeninde olan değişimin farkına bile varmadı.

Sabah ise aynaya bakmaya korkar şekilde uyandığında tekrar dinç hissetmek onu epey ümitlendirdi. Hemen ellerine baktığında, yine o tazelenmiş ellerini görmek bir nebze de olsa onu rahatlattı. Aynaya ilkinden daha isteksiz şekilde gidip baktığında gördüğü genç yüz de onu mutlu etmeye yetmeyecekti artık. Çünkü bu belirsizlikle yaşamak ne kadar sağlıklıydı. Hapın bir süresi var mıydı? Bir hafta mı, 3 gün mü? Ya yine ucube haline dönerse, ya bu sefer etkisi daha az olursa?

Ve öyle de oldu… Beş gün sonra hapın etkisi bitmişti ve bu sefer fiyat yine katlanmıştı. Üstelik bu kez iki hap tedarik etmek istediği için de ekstra bir fiyatı mecbur kabul etmek zorunda kaldı ve en kötüsü de en fazla 2 hap satın almasına izin vardı.

Günler haftaları, aylar yılları kovaladı. Artık evde tek bir hizmetli kalmıştı. Onun da bugün bu evde kendisi ile birlikte son günüydü. Onca parayı bir kaç günde bir gelen o adama niye verdiği ve karşılığında bir hap aldığına dair en ufak bir fikri olmadan vedalaşıp, yalıdan ayrıldı.

Hayranlık derecesinde güzel olan evin hanımı ise belki kendisini 2-3 yıl daha hap almaya imkan sağlayacak yalının bahçesinden, elinde tek bir valiz ile ilerledi. Bir zamanlar kupkuru da olsa ayakta duran o ağacın bulunduğu yerden geçerken, ilacın etkisi azalmaya ve bacakları titremeye başlamıştı.

Gözlerden uzak, yeni ve sıradan evine bir an önce ulaşmak zorundaydı…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.