Objektif Haber

Babam beni sevmiyor

Babam beni sevmiyor
Ebru Boyra Gürbüz( e.gurbuz@objektifhaber.com.tr )
07 Mayıs 2021 - 14:08

Gecenin o ürkütücü sessizliğinde, anahtarın kapı ile buluşma sesini duyduğumda başucumdaki lambama uzandım. Lambanın ortalığı aydınlatan cılız ışığında, gözlerim saati zar zor seçebildiğinde neredeyse sabah olmuştu. Babam bir kaç gündür hep geç saatlerde eve dönüyordu.

Yaklaşık bir haftadır her gece babamın eve geliş saatleri beni kaygılandırıyor. Henüz 9 yaşındayım ve karanlıktan çok korkuyorum. Eskiden her karanlıktan korktuğumda babama sarılır ve onun güven veren güçlü kollarını üzerimde hissettiğimde korkularım beni terkeder ve bir anda daha cesur bir kız oluverirdim.

İki sene önce annem trafik kazasında bizi terkettiğinde, dünyada sanki yapayalnız kalakalmıştık. Koskoca dünyada sanki bizden başka kimse kalmamış gibiydi. Babamın tüm dünyası benden ibaretti artık. Her sabah özenle kahvaltımı hazırlıyor; her fırsatta beni parka, hayvanat bahçesine, denize götürüyor ve uyuyana kadar da başımda bekliyordu. Ama artık hiçbirşey eskisi gibi değil… O kadar eminim ki şu an, babam beni artık hiç sevmiyor.

Bana kahvaltı hazırlamak şöyle dursun, beni görmüyor bile. Her sabah mutfakta oturup, gözlerini bir noktaya sabitleyip öylece kahvesini yudumluyor. Bittikten sonra da bana veda etme gereği bile duymadan evden kaçarak çıkıyor. Hep çok endişeli ve sanki bir şeylerden korkuyor, çocuğum ama anlıyorum. Gözleri annemi kaybettiğimiz o ilk günkü gözler yine. Korkmuş ve endişeli…

Eskiden her zaman eve döndüğünde; aşağıda TV karşısında değilsem, merdivenleri koşarak çıktığını duyar ve odamın kapısını mutlulukla açıp beni kucaklamasını beklerdim. Ama artık odama bile gelmiyor beni görmeye.

Bu gece de gelmeyecek belli ki… Aşağı insem, dün geceki gibi “baba” diye seslenip bana kucak açmasını beklesem, yine hayalkırıklığı yaşar mıyım acaba? Gözünü televizyondan çevirip bakar mı bana yine sevgiyle? Yoksa yine görmezden, duymazdan mı gelir?

Aynı üzüntüyü tekrar yaşamak istemiyorum. En iyisi uyumak ve unutmak bir süreliğine bile olsa.

Lambama tekrar uzandığımda bana hala sevgiyle bakan tek insan, yani annemin fotoğrafını aldım elime. Uyumadan önce her gece ona dokunamazsam içim rahat etmiyor nedense, huzursuz oluyorum. Nasıl da içten gülümsüyor bana, sanki hiç gitmemiş gibi, hiç ölmemiş gibi… Bu evde, bu odada beni güvende hissettiren her şey artık farklı geliyor. Sanki başka bir yer, sanki artık burası evim değilmiş gibi. Ne yatağım, ne dolabımdaki giysilerim, ne bana artık hiç de sevimli gelmeyen oyuncak bebeğim, ne de eskiden her gece babamın bana okuduğu hikaye kitaplarım… Belki de büyüdüm artık.

Beni güvende hissettiren tek şeyi, yani fotoğrafı dikkatlice yerine bırakıyorum; tam da olması gereken noktaya, yatağa doğru bana dönük, bana yakın ve bana gülümseyen şekilde…

Olamaz!! Çok aptalım, nasıl bu kadar dikkatsiz olurum? Fotoğrafın çerçevesi yerde onlarca parçaya bölünürken çıkardığı ses, gecenin sessizliğinde yankılandı adeta. Ve işte duymak istediğim o ses… Babamın koşarcasına merdivenleri atlarken çıkardığı ayak sesleri. Birazdan odama girip beni yine kucaklayacak, korkmamamı söyleyerek bana sarılacak.

Yatağımda doğrulmuş babamı beklerken suçlu ama en masum ifademi yüzüme yerleştirdiğimde babam içeri girmişti çoktan. Duvardaki lambanın düğmesine bastığında oda tamamen aydınlandı ama o bana bakmadı bile. Yere eğilip annemin gülümseyen fotoğrafını, kırık camlardan arındırıp, incitmekten çekinircesine özenle aldı ve fotoğrafa üzgün gözlerle baka baka odamı terketti…

Üzüntüm nefrete dönüşmüştü bir anda. Aşağı inip onu yumruklarken bana neden böyle davrandığını, beni neden ihmal ettiğini ve artık beni neden sevmediğini haykırmak istiyordum.

Hışımla odamdan çıktım. Aşağıda sesi sonuna kadar açık televizyonunun ışığı salonu aydınlatan tek şeydi. Karanlık yine cesaretimi kırmış ve adımlarım yavaşlamıştı. Minik adımlarla aşağı inerken merdivenin basamaklarının ayaklarımın altında gıcırdadığını hissediyordum.

Televizyondan gelen ses o kadar fazlaydı ki ona seslendiğimi duymadı bile. Açık pencereden uçuşan tüller odanın kasvetini daha da arttırıyordu.

Tam arkasına kadar yaklaştığımda fotoğrafın hala elinde olduğunu ve hıçkırıklarından titrediğini gördüm. Babam çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Tam da ona sarılmak isterken; oturduğu koltuktan doğrulup, gözyaşlarından ıslanmış ellerini pantalonuna sürerek kumandaya uzandığında gözüm televizyona ilişti. Elindeki kağıtları okuyan kırmızı ceketli bir kadının arkasında, babamın bir kaç ay önce parkta çektiği gülümseyen fotoğrafımı gördüğümde olduğum yerde dondum kaldım. Ekranın altından kayan yazıları okuduğumda ise artık her şey netletmişti ve ben babama bir daha asla sarılamayacağımı anlamıştım:

“Geçtiğimiz günlerde babası ile gittiği plajda kaybolan küçük kızı arama çalışmalarındaki ümitli bekleyiş devam ediyor…”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.