Objektif Haber

İdris Hoca’dan ‘İnisan Öyküleri’

İdris Hoca’dan ‘İnisan Öyküleri’
449 views
01 Şubat 2021 - 15:29

Bandırma Rehberlik Araştırma Merkezi’nde görevli Özel Eğitim Öğretmeni İdris Erdoğdu, kitap yayınladı.

Bardız Çayı kenarındaki Gezenek köyünde dünyaya gelen eğitimci/yazar Erdoğdu, ‘İnisan Öyküleri’ isimli ilk kitabını, hayatlarını evlatları için feda eden topraksız Anadolu köylülerine adadı. 16 öyküden oluşan kitap bazen siyah beyaz bir film izler gibi geçmişe yolculuğa çıkarırken, bazen de günümüzün acı gerçekleriyle yüzleştiriyor.

Objektif Haber‘İnisan Öyküleri’ kitabının yazarı İdris Erdoğdu kimdir?

Erzurum Şenkaya İlçesi Gezenek köyünde dünyaya geldim. İlkokulu köyümde bitirdikten sonra okumanın kıymetine inanan anne babamın sayesinde ortaokul ve liseyi Erzurum’da okudum. Bana ikinci anne babalık eden amcam ve teyzemin emeklerini de unutamam. Biz kollektif yaşayan bir aileydik. İyi ki öyleymişiz. Bugün eğer bir kitap çıkmış okurun beğendiği öyküler oluşmuşsa bunda kollektif yaşamın büyük payı vardır diye düşünüyorum. Sonrasında üniversite ve çalışma yaşamı geldi. Bu arada hayatıma iki güzel değer eklendi birisi sevgili eşim; kendisi halen öğretmen olarak çalışmaktadır. Diğeri ise kızım. Hayatı öğrendiğim gibi yaşamaya çalışıyorum dersem abartı olmaz. Meslekte otuz yılı devirdim. Mesleğin ilkelerine ve ideallerime olan saygımla çalışmaya devam ediyorum. Bu arada yirmi bir yıllık Bandırmalıyım.

Objektif Haber – Kitap; “Hayatlarını evlatları için feda eden topraksız Anadolu köylüleri adına; Canım Anam ve Babam’a” sözüyle başlıyor. İsterseniz bu sözden başlayalım.

Her dönem bu toprakların kaderini önceleri topraksız köylüler, arkasından onların yoksulluk belki de açlık sınırında yaşayan evlatları belirlemiştir dersek abartmış olmayız. Ben sınıra yakın, hatta bir dönem Osmanlı Rus Sınırı olmuş Bardız Çayı’nın kenarında dünyaya gelmişim. Anamın ailesi Anadolu’da kaça kaç denilen seferberlik döneminde, Rus işgalinden kaçarak Kırşehir’e kadar geliyor. Babamın ailesi ise Rus sınırı içinde kalıyor. Babamın ailesi biraz ilginç bir aile; Rus sınırı içinde kalıyor ama aynı zamanda bir nevi temsilcilik, hamilik görevi de üstleniyor. Sınırda yaşayan insanların psikolojisi biraz farklı olur. Onlar merkezi otoritenin aldığı kararlardan ziyade dokunabildikleri insanların kararlarını önemserler. Sınır dediğiniz izafidir. Gerçek olan insandır. Yüzyıllar boyu birlikte yaşadıkları insanların dertlerini dert ediniyorlar. Tabii sonradan ilişkiler değişiyor. Sınırlar insanlardan kıymetli hale geliyor. Şimdi de görüyoruz. Devletler sınırlarını korumak adına o sınırların her iki yanında mutlu yaşayacak insanları heba ediyor. Topraksız olmak yurtsuz olmaktır aslında. Yurtluk kelimesi ocak kurulan yeri tanımlar. Bir ocak taşı kurduğunuzda o toprak sizin olur. Etrafında barınır, karnınızı doyurur, sevinir, üzülür, hayaller kurarsınız. Topraksız köylüler mülkiyetsiz olduklarından vatanı mülkiyet görür onun için kendilerini feda ederler. Eğer bir atıf yapılacaksa sanırım bundan daha kıymetli bir şey olmazdı.

Objektif Haber – İdris Erdoğdu’yu yazmaya iten ne?

2006 yılında babamı kaybedince onu, hatıralarını canlı tutarak yaşatmaya çalıştım. Bir süre sonra fark ettim ki babama dair anılarım silinmeye başladı.  Bu benim için ateşleyici unsur oldu. Babamın bana en büyük vasiyeti şuydu; “Sizin bu memlekete bir vefa borcunuz var. Bu memleket sizi Allahuekber dağının eteklerinden alıp okuttu, meslek sahibi yaptı. Kursağınızda bu memleketin ekmeği var. Siz de doğruları sonuna kadar savunup, her kim olursa olsun önünde eğilmeden memleket için ve gerçekler için çalışacaksınız”. Bu kitap işte bu yüzden tüm topraksız Anadolu köylüleri adına onlara adanmıştır. Ben biliyorum ki Anadolu’da hangi eve gitseniz bu vasiyet başucunda asılı durur. Söyleşiyi okuyanlar buraya kadar okuduklarında muhtemelen şöyle diyeceklerdir. Annen nerede. Anam bu işin özüdür. Bizim, babamın, yaşadığımız yerin, umutlarımızın, hayallerimizin; harcı mayasıdır. Anam diye demiyorum, burçları yıkılmayan kale gibidir.  Öykülerimi kâğıda dökmeye karar verdiğim zaman aklımda hep şu soru vardı. Neden yazıyorum?  Kendi içimde uzun süre bu soruya farklı yanıtlar verdim.  En sonunda şu yanıtta karar kıldım. Ben unutmamak için yazıyordum. İnsanın kendine dair arayışında bellek önemli bir yer tutar. Belleğiniz sadece sizin gördüklerinizi, duyduklarınızı değil. Sizden öncekilerin size aktardıklarını da saklar. Günü geldiğinde hiç farkında olmadan belleğinizin bir köşesinden çıkardığınız bilgiyi kullanırsınız. İnsan için kullanılan şu söz çok doğrudur.  “İnsan nisyan ile malüldür.” İnsan belleği çok hızlı unutur. Bu hem iyidir hem kötüdür. İyidir, çünkü bu kadar acıyı, yıkımı unutmadan yaşanmaz. Kötüdür, çünkü insan unuttukça insanlığından da uzaklaşır. Ben dünyaya sınıfsal bir pencereden bakıyorum. Bu yüzden de unutmamak gerektiğini düşünüyorum. Yoksulların unutması kendine yabancılaşmasıdır. Hâlbuki hatırladıkları sayesinde dünyayı yeniden yeniden yaratmış büyük insanlık için kıymet biçilmez eserler ortaya çıkarmışlarıdır. Bugün sanat edebiyat bilim bu aşamaya gelmişse unutmayanların verdiği mücadele ile gelmiştir. Yazı, insan evladının evrendeki varlığının kanıtıdır. Biz bugün Mısır’ı, Sümer’i, Roma’yı, Acem’i, Hind’i biliyorsak yazı sayesindedir. Kyzikos ya da Daskileon’u yazı sayesinde tanıyoruz. Yazı bu anlamda önemli.  Soruya tekrar dönecek olursak sözlü kültür bizim toplumumuzda doğusundan batısına, yerleşik hayata geçsek bile hala göçebe halimizin kalıntısı olarak varlığını sürdürür. Ben de söylencenin kıymetli olduğu bir evde büyüdüm. Zaman ilerledikçe gördüm ki anlatılanların çoğu sadece bende kalmış ve ben de unutuyorum. O zaman bir yerden başlamalıyım dedim ve yolculuk böyle başladı.

Objektif Haber- Kitabın adı neden ‘İnisan Öyküleri’?

İnsan sözcüğü bana hem fonetik hem de içerik olarak âdem sözcüğünden daha yakın geliyor. İnsan; evrende diğer varlıkların bir parçası olan ve onları kendi için yeniden var eden varlık. Yaratma ediminin dünyadaki tek uygulayıcısı. Kendini yeniden var eden. Nisan, ilkbaharın en görkemli ayı. Yeşilin sürgün verdiği, şıvgaların boy attığı ay, toprak ananın doğurganlığıyla yeniden buluştuğu zaman dilimi. Doğum doğada ki en mucizevi şey ama aynı zamanda doğum sancısı da en büyük acı olarak tanımlanır.   Anadolu insan ve Nisan’ın bu iki anlamını bir arada yaşayan bir coğrafyadır. Bir taraftan Nisan’da sürgün veren özgürlük ağacı yeşerirken, diğer taraftan da Anadolu halklarının acılarının en büyüğü yaşanmıştır. Kitabın ismini koyarken ikinci -i- sesini bir parantez içine alarak bu anlamaları hatırlatmaya çalıştım. Okuyucu ilk bakışta anlamakta biraz zorlanacaktır ama bir parantezin hayatımızda neler değiştirebileceği üzerine de soluk alıp birazcık düşünecektir diye düşünüyorum.

Objektif Haber – Kitap buram buram Anadolu kokuyor. Sadece geçmişin değil günümüzün de en önemli sorunlarından biri olan göç hikayeleri. Kitaptaki hikayelerde insanlar değişiyor, şehirler, teknoloji de öyle. Neden her şey değişirken acılar değişmiyor?

“Herkes kendini yazar”, bu gerçekten çok doğru bir ifadedir. Ben yazarken Anadolu’yu Mezopotamya’yı yaşayarak yazıyorum. Öykülerimde farklılıkların doğal süreçler içinde nasıl zenginlik oluşturduğunu, ancak ne zaman farklılık ortadan kalmışsa bir anda kıraç bir çöle döndüğünü anlatmaya çalışıyorum. İnsanı zenginleştiren yaşadığı doğanın bir parçası olduğunun bilincinde olmasıdır. İşte dünyanın hali ortada. Her şeyi kendi çıkarı için gözünü kırpmadan harcayan kapitalist modern insan harcayacak bir şey kalmayınca kendi kanından, canından olanı harcamaya başladı. Virüs dediğiniz nedir? İnsanın gözü doymaz yağmasının sonucu ortaya çıkan çaresizliği.  İnsan iyi olmak için çaba göstermediği sürece, yanı başında olan bitene bana ne dediği sürece bu böyle devam edecektir. Kriz süresince dünyada açlık artarken, dolar milyarderlerinin sayısı da artıyor. Bu nasıl oluyor. Ziné’nin itirazı bunadır.” Aklı almaz; sokak ortasında bir anne iki çocuğuyla öldürülüp, cansız bedenleri nasıl sahipsiz kalır. Bu insanlığa sığmaz.” Ziné muhtemelen Körfez Savaşını, Suriye’de yaşananları görseydi ya da 10 Ekim’de Ankara patlamasının arkasından insanların saygı duruşunda bulunmak yerine yuhaladığını duysaydı sonsuz bir mateme bürünürdü. Hem de tüm insanlık adına.

Objektif Haber – “Başkasının acısına yanmayanın yarası iyileşmez” sözü ‘Kaza’ hikayesinin özeti. İnsanın bu değişimi korkutuyor mu yoksa umudunuz var mı?

İyi olmak; kendinden olana acımak, yardımcı olmak, onun için kaygılanmak değildir. İyi olmak hiç tanımadığın birisi için aynı şeyleri yapabilmektir.  Bu birazda modern insanın çelişkisidir. Birey olmakla bencil olmak arasındaki ince çizginin farkında olamadığınızda kendinize yabancılaşırsınız. Her şey sizin için metalaşır. Bunu suçunu teknolojiye atmak biraz kolaycılık gibi geliyor. İnsana olan umudumu kaybettim mi? Hayır. Ben insana ve büyük insanlığa olan umudunu asla kaybetmeyen iflah olmaz iyimserlerdenim. Size bir örnek vereyim. Bayburt ülkemizin her anlamda en geri kalmış yerlerinden biridir. Okum ayazma oranı, milli gelirden pay alma oranı, insani gelişmişlik vs. Şimdi size ülkemizin en büyük çağdaş sanatlar müzesinin Bayburt’un 47 km uzağında bir dağ köyünde olduğunu söylesem. Bu müzenin her yıl yüzlerce ziyaretçisi olduğunu söylesem, çoğu kimse inanmaz. Açın bakın, www.baksi.org sitesinde Prof. Hüsamettin Koçan’ın önderliğinde neler yapılmış. İnsan varsa umut vardır. Yeter ki başkasının acısına yanmayı enayilik saymayın.

Objektif Haber – Ödül alan hikayeleriniz hangileri ve bu ödüller sizi kitap çıkarma konusunda motive etti mi?

Kitapta iki öyküm ödüle layık görüldü. Birincisi kitabın da ilk öyküsü olan; “Bit Muayenes”i. Alt kitap öykü ödülleri 2018 yılı birincisi seçildi. Diğeri “Karakoyun” öyküsü. 2019 yılında Ümit Kaftancıoğlu adına her yıl düzenlenen yarışmada Mansiyon ödülüne layık görüldü. Ümit Kaftancıoğlu’nu da burada saygıyla anıyorum Ülkemizin yetiştirdiği çok önemli bir kültür araştırmacısı idi. Maalesef o da farklılıklara tahammül edemeyen karanlık zihniyetlilerin kurbanı oldu. Ödül almanın şöyle bir güzel yanı oldu ben yazdıklarını yayınlamak konusunda biraz mahcup biriyimdir. Evet, ödüller cesaretlendirdi. İzniniz olursa kitap yayınlatma sürecine ilişkin bir ki şey söylemek isterim. Kitabı yayınlatmaya karar verince sırasıyla ünlü ünsüz birçok yayınevine başvurdum. Sağ olsunlar birçoğu zahmet edip yanıt bile vermedi. En ilginç olanı da “dosyanız yayınevimizin tiraj beklentilerini karşılamamaktadır” yanıtıydı. Bu anlamda yayıncım Mantis Kitap ve Genel Yayın Koordinatörü Barış Kapukıran’a çok ama çok teşekkür ediyorum. Hiç tanınmayan bir yazarın kitabını basma riskini üstlenerek beni hem mutlu hem de mahcup etti.

Objektif Haber – Kitabın gelirinin belirli bir bölümünü bağışlama kararı aldınız. Nereye bağışlayacaksınız ve neden?

Kitabın yazar payı gelirini 10 Ekim 2015 Ankara patlamasında hayatını kaybedenlerin ailelerinin kurduğu derneğe bağışladım. Umarım kitap gereken ilgiyi görür bu bağış da anlamını bulur.

Objektif Haber – Yeni kitap çalışmalarınız var mı?

Yeni kitap, illaki güzel bir hedef. Yazmaya devam ediyorum demek daha doğru olur.  Yazmanın iyileştiriciliğine inanırım. Küresel salgının hala etkili olduğu bu dönemde hasta olmamak için yazıya sığınmaya devam edeceğim. Sabrınız için teşekkür ederim.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.