Reklam

Bandırma Haber

Bir Kaz Dağı Hikayesi

Bir Kaz Dağı Hikayesi
5.823 views
08 Ağustos 2019 - 9:44

BİR KAZ DAĞI HİKÂYESİ: ÖLÜLER ALTIN TAKMAZ

Bandırma’nın tertemiz havasından, altın kumlu Livatya plajından yola çıktım, çocukmuşum, üzerimde Erhan Kıvanç Amca’nın çocuk mağazasından alınmış turuncu mayom var. Islak mayomla koşuyorum, Erdek körfezine doğru. Kıyılar bomboş henüz, Erdek denizinin içindeki kumları bile tek tek sayabiliyorum, o kadar temiz, oradan atlıyorum karşı kıyıya, Kaz dağlarına doğru koşuyorum. Annem arkamdan bağırıyor, üşüteceksin, hasta olacaksın, diye.

Hava misss, o kadar koşuyorum ama bir tek ter damlası yok çocuk bedenimde…

Ulaşıyorum hedefime. Dağlarda gökyüzünü göremiyorum, metrelerce göğe doğru uzanan dallar kenetlenmiş birbirine, engelliyor güneşin girmesini… Müthiş bir gölge, serin mi serin. Üşüyorum gerçekten de.

Buz gibi akıyor sular, kana kana içiyorum, kirli mi, diye hiç düşünmeden. Bir arkadaş daha geliyor yanıma. Minicik bir karaca su içiyor benimle beraber, korkmuyor benden, daha tanımamış insanoğlunu. Paylaşıyor benimle suyunu. Yüzlerce değişik kuş melodisi kulağımda, değişik değişik besteler yapıyorlar, mutlular belli ki… Oksijen fazlalığından bayılmışım oracıkta.

Uyandım. Ne yazık ki hepsi birer düşmüş, yastığım sırılsıklam, terden. O kadar nemli ki hava nefes alamıyorum. Bu gün 5 Ağustos Pazartesi, bir yolculuğumuz var. Türkiye’nin ciğerlerine ve Dünyanın ikinci oksijen deposuna doğru.

Daha yola çıkar çıkmaz gübre fabrikasının kırmızı dumanları ne yazık ki ilk gördüğümüz. Bandırma’nın üzerini kırmızı bir bulut gibi kaplamış. Arkadaşım başlıyor öksürmeye, nefes alamıyor. Yıllardır zehir solumamıza sebep bir fabrika. Tarım bitti, deniz bitti, balık bitti, kanser vakaları en çok görülen şehirlerin başında geliyor Bandırma. Biz Kaz Dağlarına doğru gidiyoruz. Kendi memleketimize hayrımız dokunmamış insanlar olarak yoldayız. Burası elden gitti, hiç olmazsa orasını kurtaralım mantığı ile.

Hiç beklemiyorduk bu kadar kalabalığı. 10 binler kelimesi az. Ülkenin her tarafı kopmuş gelmiş, koşmuş gelmiş. Son çare gibi görmüşler sanki onlarda kurtaramamışlar kendi bölgelerini. Trabzon da Uzun göl bitmiş, Rize sel sularına kapılıyor ara ara,  Hasankeyf sular altında, Karadeniz Hess çöplüğüne dönüşmüş, fay hatları üzerinde nükleer santraller… AHH hep şu Kanadalılar, Amerikalılar…

Köprüler, havalimanları, gökdelenlere de bayılıyoruz bu arada.  Küçücük şehirlerde caddelere sığmayan cipler. Elimizde cep telefonları, bir de kızıyoruz baz istasyonlarına,   Ahhh suçlu kim acaba?

Çadırlarda gençler nöbette. Evlatlarını koruyor gibi sarmışlar ağaçların etraflarını. Siyasiler, köşe yazarları, sanatçılar orada.  Beraber olmanın, bir olmanın verdiği mutluluk var hepimizin yüzünde. Nazımın şiirindeki gibi, yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine…

Sahnede Ataol Behramoğlu, konuşuyor, ardından andımızı okuyoruz hep bir ağızdan.

Ağaçların ayakları yok kaçmaya…

Elleri yok dövüşmeye…

Dilleri yok sövmeye…

O halde…

Kaz dağlarımızı biz savunacağız biz…

Bu dağlarda durursa kalbim bir gün…

Düştüğüm yere gömün…

Yüreğim dağ çiçeklerindedir.

Yürüyoruz çav Bella ile( Tunç Soyer’i anıyorum sık sık) bir şey yapmalı diye zıplıyoruz eller havada, kaptırmışız kendimizi. Karşımıza kim çıkarsa ezip geçeriz, o kadar kuvvetliyiz.

Yollar açılmış madene gidebilmek için, daha burada başlanmış ağaçlar kesilmeye, kocaman araçlar girebilsin derinlerine diye. Atılmış sağa sola çamlar, köknarlar… Acınası halde yatıyorlar yol kenarlarında… ( 2008’de kürsüde Orman Genel Md. yard. Kemal Kara, Ormanları koruyalım diyeceğine, madencilere diyor ki, şehirlerin kasabaların arka taraflarında, görünmeyen yerlerinde bu işleri yapmak varken… Gelin bu işleri önlerde değil arka taraflarda yapalım. Medya yol üstünü çeker, içerilere girmeye zahmet etmez… Bu zat, sonra emekli olup, Büyük Anadolu Ormancılık Şirketini kurup, maden, enerji ve inşaat şirketlerine ormanlık arazilerdeki faaliyetleri için hizmet sunmaya başladı)

Kestikleri ağaçları yol kenarına bırakıvermişler, saklamaya bile gerek görmemişler, yukarıdaki sayın müdürün dediği gibi, gizlenmemişler bile.

Bu arada konuşuyoruz Çanakkaleli yetkililer ile. Bu güne kadar neden ses çıkmadı, diye. Bizim mücadelemiz çok uzun süredir sürüyor, diyorlar.

(MHP ve CHP 2007’ den beri 5 kez üst üste projenin incelenmesi için araştırma önergesi vermiş. Ama 3 tanesi iktidar tarafından hiç dikkate alınmamış. Son önergeler ise TBMM’de görüşülüp AKP tarafından hep reddedilmiş.

2013’den beri Çanakkale belediyesi Bu konuyu belediye meclislerinde de olmak üzere gündeme getirip tartışmaya açtı. ALAMOS GOLD şirketinin ilk sunduğu ÇED raporu olumsuz bulunmasına rağmen sonraki günlerde hazırlanan rapor uygun bulunmuş)

15 bin ağaç kesilebilecek bölgede şimdilik 195 bin araç kesilerek arazide “rahat” bir çalışma ortamı yaratılmış, kullanmıyoruz siyanür diyorlar ya, hep böyle dediler. Peki, nasıl çıkarıyorlar altını topraktan. Eleyerek değil herhalde.

İçinde altın parçacıkları olan toprak siyanürle yıkanıyor, böylece altın toprağın içinde sıvı hale geliyor. Ardından toprağa klor gazı verilerek altının dibe çökmesi sağlanıyor. Dibe çöken altın kurutularak külçe haline getiriliyor. Böylelikle toprağın içindeki altın parçacıkları toplanıp alınıyor. Peki, siyanür ve klorla yıkanan toprak ne olacak?

Havasına, suyuna, taşına toprağına bin can feda sana …( Bahçeli’ye göre toprak olsun sadece, üzerinde 40 bin genç mi ölmüş, yüzbinlerce ağaç mı katledilmiş, O TUTTURMUŞ BİR beka DA BEKA)

( Kanadalı madencilik şirketi Alamos Gold CEO’su McCluskey,   madeni çıkarmak için kullanılacak siyanürün( YANİ KULLANIYORLAR ) çevreye sızmasının mümkün olmadığını iddia etti ve Ağaçları Alamos Gold şirketinin değil hükümet birimlerinin kestiğini (YANİ KESİYORLAR) belirten McCluskey, “Bunun için parayı önceden ödedik. Anlayışla karşılamanız gerekir ki, ormancılık izinleri kapsamında, bu izinler için 5 milyon dolar ödedik, dedi. Sözcü com.tr. 7 ağustos)

Madene geliyoruz. Bir kadın bağıra bağıra ağlıyor. Bazıları ise için için. Kimileri oturmuşlar çorak tepelerin kıyısına. Yazıklar olsun, Altın’da boğulun, diyorlar. ALTIN’DA KALIN DİYE diye… Bir tümör gibi o çorak vaha, yeşil örtünün yanında. Geç kalınmış bir hasta… Deniz kıyısında bir ağacın gölgesi için kavga eden insanları hatırlayınca 195 bin ağacın kesildiğini tahayyül edemiyor insan. Hepsinin kökleri sanki birer birer dolanıyorlar boğazlarımıza? Neredesiniz siz, nerede kaldınız, diye bağırıyorlar bize…

(CHP Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan, konuyla ilgili Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Vicdanlarınız kabul ediyorsa söyleyecek hiçbir sözüm yok. Alamos Gold buradan 2 bin 400 ton altın çıkaracak, bunun sadece yüzde 4’ünü devlete bırakacak, kalan altını alıp gidecek ve bir kentin tek içme suyu havzası ile tarım alanlarını zehirleyecek, havasını kirletecek” ifadelerini kullandı. Doğu Biga Madencilik şirketi yüzde 100 Alamos Gold şirketine ait. Tehlike tek bir yerle de sınırlı değil. Kirazlı projesinin yanında Ağı Dağı ve Çamyurt projeleriyle birlikte şirketin üç alanda altın ve gümüş madenciliği yapma ruhsatı var.)

Tabiata zarar vermeyecek, siyanür gibi zararlı etken kullanılmayacak, işimiz bitince yeşillendireceğiz… diyorlar ya… Anlamıyorlar. Sayıdan ibaret değil ki bu katliam. Sen 15 bin yerine 195bin canı öldürmüşsün, ama olay o kadar değil ki,

 Hani üzerinde yaşayan ibibikler, serçeler, alaca baykuş, hani ak karınlı ebabil, kukumav kuşu, sığırcıklar… Nerede tavşanlar, sincaplar yavruları… Açılan yollarda arabalar çarpmış Geyik yavrularına. Toprak yığınının altında kalmış bir keçi. Nereden su içecek karacalar, tilkiler, keçiler, ayılar, domuzlar…

Peki ya, sadece Kaz dağlarında yetişebilen, dünyanın hiç bir yerinde görülemeyen endemik bitkiler nerede yetişecek bundan sonra?

Arkadaşım diyor ki: Bir film vardı. Hatırlar mısın ki, Maymunlar Cehennemi… Hiç unutmadım ki, dedim. Özellikle son sahnesini.

Uzay aracıyla yeni bir gezegene indiğini düşünen astronot, gezegenin sahibi maymunlar tarafından esir alınır. Ama kaçıp da kumsalda özgürlük anıtı ile karşılaşınca anlar buranın dünya olduğunu‘’20. yy’den pişmanlık duymadan ayrılıyorum. Evrenin bir yerlerinde insandan daha iyi bireyler var’’ der astronot George Taylor ve uzay aracıyla dünyayı terk eder.

Uzay aracımız da yok ki. Biz nereye gideceğiz, başlangıcımız burada, ama sonumuz nerede ve nasıl olacak acaba?

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.