Reklam

Bandırma Haber

Düşünür / Düşünmez – Georg Wilhelm Friedrich HEGEL

“Dünya tarihine etki eden olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde ise maskaralık olarak vuku bulur.”

Düşünür / Düşünmez – Georg Wilhelm Friedrich HEGEL
Burak ERGİN
Burak ERGİN( burakergin@objektifhaber.com.tr )
4.608 views
17 Temmuz 2019 - 17:49

Marksistlerin fikir babası sayılıyor olması ve aynı zamanda politik etkilerine bakıldığında kendi içinde çelişen bir şekilde faşistleri de etkisi altına alması nedeniyle Hegel’in, Kant’tan daha fazla tartışıldığı ve bazılarınca da daha önemli bir düşünür olduğu iddia edilir.

Yönteminin üç öğesi, tez/antitez/sentez olan ve sihirli sözcük diyalektik ile anılan bir mantık sistemi geliştirmiştir. Stuttgart’lı bir memur çocuğunun bu diyalektik kavramını, kendi devrimci düşüncelerinin dinamosu yaparak eski dünya düzeninin yeni sulara yelken açmasına olanak sağlayan Marx, Lenin ve Mao Tsetung bu işten en fazla kazancı sağlayanlar olmuştur. Öte yandan Hegel’in tarihsel etkisi çok daha büyüktür, çünkü mantık dışında tarih ve hukuku da içeren felsefesi Hitler ve Nasyonal Sosyalistlerin konseptine de uygundu. Hegel, Nazi Almanya’sından 100 yıl önce amacı mutlak gerçeğin hayata geçirilmesi olan Alman dünya yetisinin (Geist/Tin), yeni dünya düşünce yetisi olduğunu ilan etti. Daha sonra da teorik olarak savaşın, ulusların ahlaki sağlığını teşvik edici olduğunu iddia etti. Barışın rahatlığını, “Dünya tarihi saadetin sahnesi değildir,” diyerek eleştirdi. Ona göre mutluluk dönemleri, harmoni/uyum zamanları olduğu için boş sayfalardan ibaretti. Hitler’in Kahverengi Gömlekliler hareketinin düşünce önderi olmasıysa felsefesinde devleti aşırı bir şekilde yüceltmesi nedeniyleydi. Hegel’e göre devlet tanrı iradesinin vücut bulmuş haliydi ve bu nedenle de her şeyin üzerinde mutlak hakimiyet hakkına sahip olmalıydı. Hegel, “Devlet yurttaş aşkına oluşmaz, daha çok yurttaşlar devlete dünyevi ve tanrısal anlam yükleyerek saygı göstermelidir, çünkü insan her şeyini devlete borçludur ve sahip olduğu bütün değerlere devlet sayesinde ulaşmıştır,” fikrindeydi. Bu fikre göre devlet eleştirilemez ve devlete karşı direnç bile gösterilemezdi. Bu da demek oluyordu ki Nazi Almanya’sında Hitler rejimiyle bütünleşmeyen bir Alman’ın şikayet hakkı olamazdı. Çünkü tanrısal bir fikri temsil eden devlet, her bir özel ahlak anlayışının üzerindeydi.

1945 sonrasında Hegel’in, Almanya’nın çöküşüne zemin hazırlayanlardan biri olarak görülerek çok eleştiri almasının yanında Hutchinson Sterling gibi Hegel uzmanları da Hegel düşüncesinin kolay anlaşılamayan bir derinliğe sahip olduğunu iddia ettiler. Usta düşünür de kendisini böyle görüyor ve cesaretle eserlerinin tanrının düşünceleri ve tasviri olduğunu iddia ediyordu. Her şeye rağmen Hegel maddeden ziyade tanrı, fikir, kavram gibi zihinsel olgulara öncelik veren ve hatta maddenin madde olmayanın görünüm formu olduğunu iddia eden, günümüz medeni dünyası üzerinde de yoğun etkisi olan Alman idealizminin en ciddi temsilcisiydi.

27 Ağustos 1770’de Stuttgart’ta maliyede görevli bir memurun çocuğu olarak dünyaya gelen Hegel, üç kardeşin en büyüğüydü. Kız kardeşinin ifadesine göre çabuk öğrendiği için annesi tarafından çok şımartılıyordu. Annesi, Hegel’in tanrı tarafından kendilerine hediye edilen bir mucize çocuk olduğunu iddia ediyordu. Üç yaşındayken ilkokula gönderildi ve eve gelen özel öğretmenlerden ders almaya başladı. Ailesinin yüksek beklentilerini güle oynaya kolaylıkla yerine getiriyordu. Orta eğitimde 8 yıl boyunca her yıl sınıf birincisi olması onun için sıradan bir işti. Sonunda odasına kapanarak sürekli ders çalışan bir öğrenci tipine dönüştü. Nadiren arkadaşlarıyla ilişki kursa da, 1788’de lise olgunluk sınavını verdiği son güne kadar örnek bir öğrenci profili çizdi. Bu arada ölen annesinin arzusunu yerine getirmek üzere teoloji eğitimi almak üzere burs alarak Tübingen’e gitti. Beş yıl boyunca Tübingen vakfının efsaneleşen 250 yıllık manastır binasında, biri daha sonra ünlü bir şair, diğeri de filozof olacak olan F. W. Schelling ve Friedrich Hilderlin ile tanıştı. En fazla Hegel’in istifade ettiği güzel bir arkadaşlık kuruldu.

Bu arada halkın asillere ve kiliseye başkaldırısıyla uykuya dalmış Tübingen’deki duyguları uyaran 1789 Fransız Devrimi vuku buldu. Bastille baskını üç kafadarı adeta sarhoş etti. Hatta Hegel adeta kendini aştı ve devrimin sloganları “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” onun ruhunun kanatlanmasına sebep oldu. Toplumsal ilişkilerin değiştirilmesini sağlamak amacıyla vakfın politika kulübüne üye oldu. Paris başkaldırısı devamında Avrupa’nın ahlaki açıdan yeniden doğuşunu arzuluyordu. Fransız devrimi, daha sonra onun felsefesinin taşıyıcı fikri olan yargıyı oluşturmasına sebep oldu: “İnsanlık tarihi doğrusal olarak hareket etmez, aksine diyalektiğin dinamik prensibine tabi kılınmıştır.” Ki bu diyalektik, olayların tarihsel sürecinde sürekli tepe ve dip noktaları oluşturmak üzere, tüm çelişkileriyle birlikte sonsuz bir değişim ve dönüşüm döngüsüne sebep olur. Aynen devrimde olduğu gibi özgürlük fikrini gerçekleştirmek için krala başkaldıran Fransız halkı, sonunda yeni bir özgürlük mücadelesine ihtiyaç duyulacak bir zulüm idaresine maruz kalmıştı.

Teolojinin yanında felsefe eğitimi de alan Hegel, 1793 yılında mezuniyet sonrası bir süre İsviçre’de özel öğretmenlik yaptıktan sonra babasının ölümü üzerine bir miktar miras elde edip ekonomik olarak rahatlayınca, kendini felsefeye adamak üzere üniversiteler şehri Jena’ya giderek üniversitede ders verdi. Schelling bağlantısı ona Jena Üniversitesi’nde doçentlik olanağı sağlamıştı. 1801 yılında Fichte ve Schelling Sistemlerinin Farkı başlıklı yazısı, sonraki yılsa İnanç ve Bilim başlıklı yazısı yayımlandı. 1805 yılında felsefe profesörü unvanını aldı. Aynı dönemde Die Phænomonologie des Geistes (Tin’in görünüş biçimleri öğretisi) kitabını yazmaya başladı. 1806 yılında Napolyon; Jena ve Auerstedt’te Prusya, Rusya ve Saksonya ordularını yendikten sonra Prusya’nın dağılmasıyla birlikte Hegel, Jena’yı terketti. Aynı yıl ana eseri Die Phænomonologie des Geistes tamamlandıktan sonra 1807 yılında Bamberg ve Würzburg şehirlerinde yayımlandı. Eleştirmenlere göre bu usta eser, Hegel’in dünya çapındaki ününün sebebiydi. Die Phænomonologie des Geistes birkaç yıl sonra dünyayı sallayan, tüm insanlığı kanlı kavgalara sürükleyen devrimci düşünce Marksizm’in üreme hücresi olarak görüldü. Hegel’in zaman baskısı, para ihtiyacı ve yayınevinin sıkıştırmasıyla okuyucu tarafından anlaşılabilirliğine dikkat edilmeden yazdığı bu eserin çoğu bölümlerinde, okuyucuyu derinden etkileyen ve beyninde şimşekler çaktıran ifadeler mevcuttu. Örneğin sahip/uşak ilişkisinin incelendiği bölüm üzerinden yola çıkarak Marx, kapitalist/emekçi ilişkisini derinlemesine incelemişti.

Bir süreliğine Bamberg gazetesinde redaktör olarak çalışan Hegel, akabinde Nürnberg’de 1815 yılına kadar bir lisede müdürlük görevini üstlendi. Bu sürede ikinci ana eseri Mantık Bilimi“nin iki cildi yayımlandı. 1816 yılındaysa üçüncü cildini tamamladı. Nürnberg döneminden sonra Hegel, bir felsefe kürsüsü teklifi aldığı Heidelberg’e gitti. Orada 1817 yılında kendi felsefe sisteminin ana hatlarını tanıttığı diğer eserlerindeki fikir kırıntılarının ve aynı zamanda doğa felsefesi düşüncelerinin sistematik bir bütünlük içinde derlenmesinden oluşan Felsefe Bilimleri Ansiklopedisi‘ni tamamladı. 1818 yılında Heidelberg’ten ayrılarak Berlin’e taşınan Hegel, Berlin Üniversitesi’nin felsefe fakültesinde görev alarak Fichte’nin halefi oldu. 1821 yılında Hukuk Felsefesi Üzerine isimli eseri yayımlandı. 1830 yılına kadar düzenli olarak dünya tarihinin felsefesi üzerine dersler verdi. Bu faaliyetleri neticesinde Prusya Devlet Filozofu unvanının yanı sıra Seçkin Alman Felsefecisi unvanını da elde etti. “Mutlak Tin” kuramının da tartışıldığı; estetik, din ve tarih felsefesi dersleri büyük sükse yapmıştı. Ders verdiği diğer branşlar arasında hukuk felsefesi, sanat felsefesi ve felsefe tarihi de bulunuyordu. Nihayetinde o sıralarda Berlin ve çevresinde salgına dönüşen Kolera kurbanlarından biri olarak 14 Kasım 1831 tarihinde vefat eden Hegel’in bir sözüyle yazımızı tamamlayalım: “Ein abgefallenes Blatt kehrt nicht zum Baum zurück.” (Yere düşen yaprak ağaca geri dönmez!)

Kaynakça:

-Paul-Heinz Koesters, Deutschland Deine Denker, Goldmann Verlag, 1983

-Who’s who-Peaple Lexicon, Biografie von Georg Wilhelm Friedrich Hegel

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.