Reklam

Bandırma Haber

DÜŞÜNÜR/DÜŞÜNMEZ – Immanuel KANT

Sapere aude: Aklını kullanma cesareti göster!

DÜŞÜNÜR/DÜŞÜNMEZ – Immanuel KANT
Burak ERGİN
Burak ERGİN( burakergin@objektifhaber.com.tr )
7.287 views
18 Mayıs 2019 - 12:38

1724-1804

Eleştirel ve transandantal(aşkınsal/deneyüstü/deney ile elde edilemeyen)felsefenin kurucusu olan Kant’ın felsefesinin ağırlık merkezindeki tema metafizikti. İnsani akıl sınırlarının bilimi olarak algıladığı geleneksel metafizik kavramının tanımını değiştirdi. Eseri Saf Aklın Eleştirisi (1781) modern felsefenin başlangıcını oluşturdu. Kant, ana eseri Pratik Aklın Eleştirisi (1788) ile sadece “epistemoloji/bilgi kuramı”nda değil aynı zamanda etik anlayışta; diğer taraftan Yargı Gücünün Eleştirisi(1790) ile estetik anlayışta; değerli din, hukuk, tarih felsefesi yazılarıyla ise felsefi alandaki tartışmaları, 21. yüzyıla kadar ulaşan kapsayıcı bir perspektif bakış açısı yarattı. Bilgi kuramı kavramını yeniden tanımladı: “Meselenin idraki, insanın kavrama kapasitesine bağlıdır.”

Immanuel Kant, 22 nisan 1724 tarihinde zanaatkar bir ailede, toplam on kardeşin dördüncüsü olarak Doğu Prusya’daki Königsberg (bugün Kaliningrad) kentinde dünyaya geldi. Ailesinin inanç ve geleneklere bağlılığı nedeniyle 1732-1740 yılları arasında Königsberg’deki Protestan Friedrich Koleji’nde din ilkelerine dayalı bir öğrenim gördü. 1740-1745 arasında Königsberg Albertina Üniversitesi’nde fen bilimleri, matematik, felsefe, teoloji ve klasik latin edebiyatı eğitimi aldı. 1745 yılında yüksek eğitimini tamamlamadan kısa bir süre önce babasını kaybetti. Üniversite eğitimi ve doktora tezi süresince Königsberg ve yakın çevresinde özel dersler vererek kendisinin ve ailesinin geçimini sağlamaya çalıştı. Bu dönemde “Hareket Halindeki Kuvvetlerin Gerçek Tahmini Üzerine Düşünceler”(1749) başlıklı yazı gibi doğa felsefesiyle ilgili yazılar kaleme aldı. Bu tarihten sonra Kant, yaşamı boyunca Königsberg dışına asla çıkmasa da burada aktif bir sosyal hayatı oldu. İsimsiz yayımlanan “Genel Doğa Tarihi ve Uzayın Teorisi” (1755) başlıklı doğabilimsel yazısında, Newton prensiplerine göre gezegenler sisteminin oluşumunu inceledi. 1755 yılında yangın üzerine bir çalışma olan doktora tezine de igne(ateş üzerine) başlığını verdi. Aynı yıl “Nova Dilucidatio ve Metafizik Prensipleri Üzerine Araştırma” isimli doçentlik tezini verdikten sonra özel doçent olarak Albertina Üniversitesi’nde eğitim vermeye başladı. Ders konuları mantık, etik, metafizik, matematik, fen bilimleri, felsefe ansiklopedisi, pedagoji, mekanik, teoloji ve antropoloji gibi farklı alanları kapsıyor ve yoğun ilgi görüyordu. Üniversitede daimi bir profesörlük unvanı için çaba gösterdi ama üstün vasıflarına rağmen uzun süre bu isteği kabul edilmedi.

1758-1762 yıllarında Rusların işgali altında bulunan Königsberg’de Kant’ın da dahil olduğu gevşek bir toplumsal atmosfer oluştu. Albertina’dan gelen şiir sanatları kürsüsü teklifini reddetti. 1766 yılında üniversiteden aldığı  ders ücretleri ve özel ders gelirlerinin yanında saray kütüphane yardımcılığı görevini üstlenmesiyle birlikte mali açıdan rahatladı. Erlangen Üniversitesi’nin Mantık ve Metafizik Profesörlüğü teklifini de, Jena Üniversitesi’ninki gibi reddetti. Nihayet 1770 yılında Königsberg Üniversitesi’nden daimi Mantık ve Metafizik Profesörlüğü teklifini aldı. İlk dersini, duyusal ve anlaşılabilir bilgiyi birbirinden ayırarak mekan ve zamanı, duyu bilinciyle elde edilen sezi formları olarak gördüğü “duyusal ve anlaşılabilir dünya” teması üzerine verdi.

İlk dersinin konusu, üzerinde on yıl çalıştığı Saf Aklın Eleştirisi (1781) isimli eserinin temelini oluşturdu. Daha sonra bunu kısa aralıklarla diğer eserleri Pratik Aklın Eleştirisi(1788)ve Yargı Gücünün Eleştirisi(1790) takip etti. Bu eserlerini, felsefesinin ana sisteminin temeli olarak düşünmüştü, fakat kısmen fiiliyata geçebildi. 1784 yılında Berlinische Monatsschrift dergisinde yayınlanan “Aydınlanma nedir?” sorusunu cevaplandırdığı makalesi ve gündeme getirdiği ele avuca sığmayan cevabı,”Aydınlanma, insanın kendi sebep olduğu erginleşmemişlikten çıkış yoludur,” ile ün kazandı. Kant’a göre erginleşmemişlik, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İnsanın erginleşmemişliğe düşmesi kendi suçudur. Suç akılda değil, aklını başkasının kılavuzluğu olmaksızın kullanma kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insandadır. Bu durumdan çıkmak için Kant,“Sapere aude,” (aklını kullanma cesareti göster) diyerek Aydınlanma’nın temel ilkesinin ilk adımının atılmasını sağladı.

Okuyucu kitlesini şaşkınlığa uğratan Saf Aklın Eleştirisi’nin, değişikliklerle 1877 yılında yayımlanan basımı da çok ağır ve anlaşılması çok zordu. Bunun sonucunda Kant, 1783 yılında kitabı, Prolegomena: gelecekte bilim olarak ortaya çıkabilecek her metafiziğe önsöz ismiyle daha anlaşılabilir bir dille sadeleştirdi. 1786 yılında Bilimler Akademisi üyesi oldu.1795 yılında “milletler cemiyeti” düzenlenmesi hakkındaki ütopik bir tasarımla ilgili eseri Sonsuz Barış İçin yayımlandı ve büyük başarı kazandı.

Kant’ın çalışmalarını, eleştiri öncesi dönem ve 1781’de yayımlanan eseri Saf aklın Eleştirisi’nden itibaren de eleştirel çalışmalar dönemi olmak üzere farklı iki döneme ayırabiliriz. Bunun yanı sıra aşağıda sözü edilen gelişme basamakları da söz konusudur:

1747-1755 yılları arasındaki bilimsel çalışma evresinde, daha sonra gelişen evrim kuramının temelini attı. Metafizik çalışma evresinde kendini geleneksel Wolf-Kuramı’ndan soyutlayarak eleştirel metafiziği savundu. Eleştirel felsefesi, ana eseriyle (arkasından eleştiri sonrası çalışma evresi takip etmişti) ve bunun yanı sıra ölümünden sonra 1938 yılında yayımlanan, Kant’ın kritisizmi ile idealizmin metafiziğini birleştiren eseri opus postumum ile zirveye çıktı. Kendi pratik felsefesinde “koşulsuz zorunluluk” prensibini, ahlak ve eylem normlarının üst düzey prensibi olarak gördü: “Ancak ve ancak genel bir yasa olmasını isteyebileceğin bir ilkeye göre davranışta bulun.”

1796 yılında son dersini vererek akademik hayatına nokta koyan Kant, 12 şubat 1804 tarihinde Königsberg’de vefat etti.

Sonuç olarak “Aydınlanma nedir?” sorusuna geri dönecek olursak: Aydınlanmayı bir durum değil, erginleşmemiş olma durumundan kurtulma süreci olarak gören Kant’a göre, bu olumsuz durumdan kurtulmada sorumluluk yine insana ait olmalıdır. Toplumda ve kendi iç dünyasında birtakım önyargı, dogma, töre ve kurallar tarafından kuşatıldığı için insan kolayca vesayet altına alınıp erginleşmemiş olma durumuna düşebilmektedir. İnsanın her konuda aklını kullanabilme özgürlüğü, aydınlanmanın gerek ve yeter koşulu olduğu için bu prangalardan kurtulmak uğruna özgür olma savaşımı vermek cesaretini göstermek, Aydınlanma sürecinin ilk koşuludur. Bireyin kendisini bu vesayetten kurtarması kolay olmasa da Kant, “topluma özgürlük verilirse aydınlanmanın mutlaka gerçekleşeceğini” öne sürer. Toplum içinden bağımsız düşünen bazı kişiler mutlaka çıkacak ve bunlar önce kendi prangalarını kırdıktan sonra kendi değerlerinin farkına vararak, insanın asıl görevinin düşünmek olduğunu akıl süzgecinden geçirerek bu ruhu yaygınlaştıracaklar, aydınlanmışlar çoğalacak ve giderek toplum tümden aydınlığa kavuşacaktır.Hakim sınıfın bu sürece karşı duruşunun olasılık dahilinde olması ve süregelen düzeni koruma isteği nedeniyle aydınlanma süreci yavaş ilerleyecek ve uzun bir zaman alabilecektir.

Kant, devrim yoluyla da aydınlanmanın gerçekleştirilebilme olasılığını ele alarak, mevcut otoriter rejimin devrimle yıkılması mümkün olsa da, düşüncede gerçek bir reform sağlanamayacağı düşüncesindedir ve “yeni önyargılar eskisi gibi, düşünmeyi idrak edemeyen halk yığınlarının özgür düşünmesini frenlemeye başlar” görüşünü ileri sürer. Kant’ın, “aydınlanma bir toplumda devrim yoluyla sağlanamaz” görüşüne rağmen cumhuriyetin ilanından sonra ülkemizde yaşanan, on yıllık kısa bir sürede gerçekleşen kültür devrimini değerlendirecek olursak, ana fikri ilim ve akıl olan “Atatürk Devrimleri” ile bu ülkede bir aydınlanma gerçekleştirildiğini net olarak iddia edebiliriz. Her ne kadar geriye dönüş riski mevcudiyetini korusa da, toplumun en az yarısının erişilmiş olan aydınlığın korunması için kararlı olduğunu tespit etmemiz gerekiyor. Bireylerin kazandığı özgürce düşünme yetisini koruyabilmesi, yaşadıkları toplumda özgürlüğün hakim kılınmasına bağlıdır. Kendi özgürlüğünü muhafaza etmek isteyen birey, içinde bulunduğu toplumun özgürlüğü için çalışmak zorundadır. Tek bir bireyin aydınlanması yeterli olmayıp toplumun büyük bir çoğunluğunun aydınlanmış olması gereklidir. Bunun için görev “Sapere Aude“, erişilmiş olan aydınlığın korunması için mücadele vermek olmalıdır.

kaynakça  :

-Paul-Heinz Koesters,Deutschland Deine Denker,Goldmann Verlag,1983

-Who’s who-Peaple Lexicon, Biografie von Immanuel Kant

Burak ERGİN

Y. Mimar

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.